13 Mayıs 2016 Cuma

Yugoslavya’yı Bir Tekme Dağıtabilir Mi?


Birinci Dünya Savaşı’nı anlatırken bizdeki tarih kitapları “başlangıç” alt başlığına şöylesine basit bir cümle sıkıştırırlar: Bir Sırp milliyetçisinin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahtı Ferdinand’ı öldürmesiyle savaş başlamıştır. Aslında olay bu kadar basit değildir, karşılaştığımız ilk farklı kaynak bile dökülen onca kanın bir Sırp’a yüklenemeyecek kadar derin sebeplerle döküldüğünü anlatıyor bize. Olayın daha da derinine indiğimizde ise Sırp genci diye etiketlenen Gavrilo Princip’in aslında çok da milliyetçi duygularla değil bambaşka bir ideolojiyle bu işe giriştiğini görüyoruz.
Mlada Bosna isimli örgütün tüm Yugoslav halkları için giriştiği Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin bir militanı olan Gavrilo Princip’in bu suikastteki ortağı da Müslüman bir başka Mlada Bosna militanıydı zaten. Ama savaşlar bahane arar, Gavrilo da öyle bir bahaneydi.
Saraybosna’daki o kurşundan 76 yıl sonra bahane bu kez Zagreb’te ortaya çıktı. Zagreb’te de bir bahane insanları ve ülkeleri sonu olmayan bir yola soktu…
Yugoslavya kuruluşu itibariyle Tito önderliğinde “Bratstvo i Jedinstvo” sloganıyla bir arada yaşadı. Kardeşlik ve Birlik sloganının herkesi kapsadığı ve “Yugoslav” kimliğinin sahiplenildiği dönemlerden geçen ülke son günlerinde komşuların dahi birbirini öldürmek için fırsat kolladığı bir ölüm coğrafyasına dönüştü.
Tito’nun ölümünden sonra   kardeşlikten pek eser kalmadı. Zamanında imparatorlukları parçalayan milliyetçilik, şimdi katmerlenmiş şekilde Yugoslavya’nın kapısındaydı. Öyle bir yıkımdı ki 1980’lerin sonlarından bugüne kadar etkisini sürdürüyor. Slovenya ve Hırvatistan’ın ayrılıkçı hareketleri, Sırbistan’ın büyüklük fetişine yenik düşmüş her milletin belası olan büyük devlet kurma hayali olan “Büyük Sırbistan” hayali, Arnavutluk hayali, farklı dine mensup Boşnaklar’ın giderek artan haklı huzursuzlukları coğrafyayı cehenneme çevirdi. Ülkelerin önde gelen oy avcısı şovenist liderleri, dış güçlerin “fırsatçı golcülüğü” gibi etkenler de hep ilk sıralarda yer aldı.
Futbolda ise işler bir şekilde “birliktelik” içinde götürülmeye çalışılıyordu. Ama ne saha içi ne de tribünler bu kavgadan ayrı hareket edemiyordu. Slaven Bilic yıllar sonra Türkiye’deyken verdiği bir röportajda “22, 23 yaşındaydım. Savaş Split’ten bir hayli uzaktaydı ama etkileniyorduk. Sırp takımlarıyla oynarken sanki özgürlüğümüz için oynuyor gibiydik” demişti. Bu duygulardan uzak kaç Yugoslav oyuncu vardır o günlerde?

13 Mayıs 1990 tarihinde oynanan Dinamo Zagreb-Kızılyıldız maçı bu ve benzeri nedenlerle bir maçtan daha fazlası oldu. Maksimir Stadı’nda iki düşman kitle bir aradaydı. Zagreb’in kötü çocukları Bad Blue Boys’un karşısında daha sonra katliamları ve tecavüzleriyle dünyanın tanıyacağı Arkan ve Kaplanları’nın yer aldığı Delije vardı. Yaklaşık 15000-20000 kişinin yer aldığı statta 3000 kişilik bir grupla yer almıştı Delije. Stat dışında başlayan çatışmalar araba yakmaya, dükkanları taşlamaya kadar varmış; iki taraf da “rakip ülkenin” politikacıları aleyhine sloganlar atıyordu.
Stat içinde taşlamalar yerine koltukları fırlatmaya döndü. Delije, “Zagreb, Sırbistan’dır” sloganlarına “Tudjman’ı öldüreceğiz” tehdidini ekliyordu. Tudjman, Hırvatistan’ın seçilmiş yeni başbakanıydı ve “özgürlük için” yemin etmişti. Bu tehditlere, sloganlara daha fazla katlanmama kararı alan Zagrebliler sahaya indi. Polisin biber gazının, barikatlarının yetersiz kaldığı anlarda Kızılyıldızlılar da telleri asit dökerek eritmekle uğraşıyorlardı. Onlar da amaçlarına ulaşabildi.
Kızılyıldızlı futbolcular soyunma odasına giderken , Dinamolular sahada olan biteni izliyordu. Sırplardan oluşan polis kuvveti ise bu savaşta tarafını seçmiş Dinamo Zagreb taraftarlarına saldırmaya başlamıştı. Kızılyıldızlıların polisle çatışmadığını söylemek yanlış olur ancak asıl kavga Hırvat taraftarlar ve polis arasındaydı…
Hiç beklenmedik bir anda Dinamo Zagreb’li Zvonomir Boban polisle tartışmaya başladı. Polisin Boban’a doğru hamle yapmasıyla Boban birkaç adım geri kaçtı ve araya giren yetkilinin engellemesiyle Boban belki de bir cop darbesinden kurtuldu. Ancak Boban geri döndü ve polise bir tekme savurdu. Boban’ı sahaya inen Dinamo Zagreb taraftarı arkasına alarak polislerden korudu.

Boban’ın yıllar sonra “yine olsa yine yapardım” dediği tekme, ona ceza aldırdı. 1990 Dünya Kupası’na katılamayan Boban, “Her Hırvat’ın yapacağı şeyi yaptım sadece. Sırp polisi taraftarlarımıza acımasızca vuruyordu.” derken, polisin Boşnak bir Müslüman olduğu daha sonradan öğrenilecekti.
O gün Kızılyıldızlı futbolcular helikopterle stattan ayrılırken taraftarları sokaklarda çatışmaları sürdürdü. Savaş ateşinin üzerine adeta dökülmüş benzin etkisi yapan bu olay 2011 yılında CNN tarafından “Dünyayı Değiştiren 5 Futbol Maçından Biri” olarak değerlendirildi. Boban ise bugün bile Hırvatistan’da bir halk kahramanı olarak kabul görüyor.

Bu maç elbette bölünmenin maçı ya da savaşın başlangıcı değildi. Devam eden savaşı ve bölünmeyi sadece biraz hızlandırmıştı. Gavrilo Princip kadar tahrip gücü yüksek olmasa da bir bahane gibiydi. Ve bu bahane diğer gerekçelerle birleşerek bir yangın oldu. Akan kanın , çekilen acıların tüm yükünü bir futbol maçına yüklemek son derece ağır olacak. Defalarca örneklerle kanıtlanmış bir gerçek olan “futbol asla sadece futbol değildir” mottosunun bir kez daha gerçeğe dönüşmesine şahit olundu sadece.
 Halen iki ülkenin takımlarının karşı karşıya gelme ihtimali bir çok kişiyi ürkütüyor. Taraftarlar ise suni bir rövanş için , kavga ihtimali doğuracak bu eşleşmeler için dualar ediyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder